MENÜ
Erzurum 25°
Dadaş Gazetesi
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Bir şehri kurtaracak olan şey asfalt değil, aidiyettir.
Nedim Atakol
YAZARLAR
15 Mayıs 2026 Cuma

Bir şehri kurtaracak olan şey asfalt değil, aidiyettir.

Erzurum’da sabah, yalnızca hava ile başlamaz…
Bir şehrin sabahı vardır, bir de kaderi. Erzurum’un kaderi, ayaz kadar sert; dadaş yüreği kadar vakurdur. Palandöken’in eteğinde kurulan bu şehir, yalnız taşla toprağın değil, hafızanın da şehridir. İnsan burada yürürken yalnız caddeyi değil, tarihi çiğner. Çünkü Erzurum’un kaldırımlarında Nene Hatun’un ayak izi vardır.

Şimdi dönüp bakıyoruz…
Bir zamanlar kışın beyazıyla temizlenen şehir, bugün başka bir soğuğun içindedir. Betonun soğuğu… Ruhsuzluğun soğuğu… Ve en fecisi: Kendine yabancılaşmanın soğuğu…

Erzurum’u anlamayanlar, onu yalnızca kar ve cağ kebabı üzerinden tarif ediyor. Oysa şehir dediğin yalnız yemekle, bina ile, asfaltla anlatılmaz. Şehir dediğin bir ruhtur. Ve ruhunu kaybeden şehir, ayakta görünse de içeriden çökmüştür.

Bakınız…
Erzurum’un eski mahallelerine gidiniz. Taş evlerin arasında hâlâ bir vakar dolaşır. Kapılar küçüktür ama haysiyet büyüktür. Şimdi ise şehrin kenarlarına dikilen apartmanlara bakıyorsunuz; birbirine benzeyen, birbirine yabancı yüzler… İnsan aynı şehirde değil de, başka bir memlekete sürülmüş gibi hissediyor kendini.

Çünkü modern zamanların en büyük felaketi şudur:
İnsan, kendi yaşadığı yere yabancı hale geliyor.

Bir şehir düşününüz…
Camisi var ama huzuru yok. Meydanı var ama vakarı yok. Caddesi ışıl ışıl fakat insanın içine karanlık çöker gibi… İşte Erzurum’un bugün yaşadığı sancı biraz da budur.

Erzurum, yalnızca belediyecilikle idare edilecek bir şehir değildir. Bu şehir, medeniyet meselesidir. Çünkü burada yapılan her bina, yalnız betondan ibaret değildir; ya tarihe saygıdır ya da tarihe ihanettir.

Dadaşlık yalnız bar oynamak değildir efendiler…
Dadaşlık, şehrine sahip çıkmaktır. Erzurum’un taşını yerinden oynatırken bile “Bu taşın bir hatırası var mı?” diye düşünmektir.

Şimdi soruyorum:
Yakutiye’nin gölgesinde yükselen ruh ile bugün AVM ışıkları arasında sıkışan nesil aynı nesil midir?

Bir tarafta Çifte Minareli Medrese’nin asırlık sükûtu…
Diğer tarafta korna sesleri arasında kimliğini kaybeden bir şehir…

İnsan korkuyor.

Çünkü şehirler de insanlar gibi ölür.
Önce hafızasını kaybederler… Sonra sesini… En sonunda da ruhunu…

Erzurum hâlâ ayaktadır.
Fakat mesele yalnız ayakta kalmak değil; kendisi olarak kalabilmektir.

Bir şehri kurtaracak olan şey asfalt değil, aidiyettir.
Ve aidiyetin olmadığı yerde ne medeniyet olur ne de gelecek…

Erzurum’a bakarken insanın içinden şu geçiyor:
Bu şehir yeniden kendi sesini bulmalı. Çünkü Erzurum sustuğu zaman, yalnız bir şehir değil, Anadolu’nun vicdanı susar.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   Künye
Copyright © 2026 Dadaş Gazetesi